Game Of Thrones – 8. Sezon 1. Bölüm İnceleme (Spoilerlı)

Game Of Thrones – 8. Sezon 1. Bölüm İnceleme (Spoilerlı)

Hasret sona erdi ve Dünyanın en çok izlenen yabancı dizisi Game Of Thrones, altı bölümlük final sezonunun ilk bölümü ile 14 Nisan’ı 15’e bağlayan gecede izleyici ile buluştu.

Bölüm incelemesinden önce hatırlayalım: 7. Sezon Nasıl Bitmişti?

Cercei hamileliği ile herkesi şaşırtırken, Jaime’ye bebeğin ondan olduğunu Yedi Krallığa ve dünyanın geri kalanına duyurmakta çekinmeyeceğini belirtmişti.

Öbür yakada ise Jon Snow, kuzeyden gelen Akgezen tehditi yüzünden bir ittifak arayışına çıkmıştı ve yolları bu şekilde Daenerys ile birleşti. Dany, Jon’un ittifak teklifini kabul etti ve birlikte Kral Şehri’ne gelerek Cercei düşmanlığın bir kenarda bırakılması, Akgezen ordusu ile savaşılması gerektiği konusunda anlaştılar. Cercei Tyrion’un ısrarları üzerine bu ittifağa katılsa da, daha sonra ordularını geri çekerek verdiği sözden dönmesi üzerine Jaime onu terk ederek asıl tehdit ile yüzleşmek için Kuzey’e yola çıktı.

Bran’ın görüşleri ve Sam’in Hisar’da yanlışlıkla okuduğu bir kitap sayesinde, sezonlardır hayranların hakkında atıp tuttuğu Jon’un annesinin Ned Stark’ın kardeşi Lyanna Stark olduğu anlaşıldı. Babası ise Daenerys’in büyük ağabeyi Rheager Targeryan’dı ve Lyanna ile olan aşkları gizli bir evlilikle mühürlenmişti. Yani Jon artık hem bir Snow değildi- hatta artık Jon bile değildi, çünkü Andallar’ın ve İlk İnsanlar’ın Kralı, Yedi Krallığın Lordu ve Diyarın Koruyucusu Aegon Targeryan’dır. Bir de, Dany’nin yeğeni oluyor. Evet, son bölümdeki beklenen yakınlaşmadan sonra Yedi Krallığın kralı olmaya pek sevinir mi bilemiyoruz.

Son olarak, bir akgezen kaçırma görevinde karşı tarafa kurban giden Viserion’un canlandığını ve Sur’un bir kısmını tek başına yeni havalı mavi ateşi ile yıkacak kadar güçlendiğini görmüştük. Sonunda oldu, Akgezenler Suru geçti ve biz son sezonun ilk bölüm incelemesi için çok hazırız!

(Uyarı: Yazının buradan sonraki her cümlesi bölümü izlemeyen kişiler için spoiler arazisi ile doludur. Bu yüzden riski alarak okumaya devam etmenizi tavsiye ederim.)

 

Bu şey değil mi ya, yeni bölümü izlemeye başlarken biz… Arya’nın ejderhalar ile ilk karşılaştığında yaşadıkları aynı duyguları yaşıyor olduğumuza şüphe yok. Biraz korku, bolca heyecan ve Arya’dan farklı olarak tonlarca sevgi. Sevdiğimiz bir karakteri kaybedebilecek olma korkusu, yepyeni bir sezon ile bölüm heyecanı ve tabiki hasretiyle gönlümüzün yandığı Game Of Thrones’umuza olan sevgimiz.

Başlayalım!

En başta Daenerys ve Jon’un iki ordu, iki ejderha ve bir donanma ile Kışyarı’na vardığını görüyoruz. Arya’nın yanından geçip gitmelerini izlerken, bir an Jon’a seslenme tereddütü ile kalplerimizi tekrar fethediyor. Daha sonra Dağ’ı ve Gendry’i görmesi ile modu kesinlikle değişiyor. İkisi de güzel bir veda edememiş olsa da çok şey paylaştığı karakterler bu yüzden yüz yüze konuşacakları sahneleri iple çekiyoruz.

Sansa ise Dany’den pek hoşlanmış görünmüyor ve kesinlikle Jon’a kızgın. Hatta Dany’nin ettiği bir iltifatı ustalıkla savuştururken arada esen soğuk rüzgarlar hepimizi titretiyor. Kuzeyde olmamıza rağmen…

Tyrion her zamanki şakacı halinde ama görünen o ki artık daha aksi, Bran her zamanki gibi “garip” ve Kuzeylilere Jon’a olan güvenlerini Güneyli bir kraliçeye diz çöktüğü için kaybetmekteler ve desteklerini çekmekteler.

Tyrion ve Sansa eski karı koca olarak laf dalaşları ile özlem giderirken, artık asırlardır beklediğimiz Jon ve Arya buluşması ile ekranlara kilitleniyoruz. Benim açımdan pek doyurucu bir sahne değildi ve hemen Sansa’nın dedikodusunu yapmaya başlamaları biraz hayal kırıcıydı. Evet, istediğim duygusal sahneye kesinlikle ulaşamadım.

Kral’ın Şehrinde ise Cercesi her zamankinden daha şirret. Akgezenlerin Sur’u geçme haberini alması ile ve Altın Mürettebat’ın başkente varması iyice keyifleniyor. Euron Greyjoy’un kraliçe ile ilgili özel planları da başarıya ulaşırken, Bronn kraliçeden Jaime ve Tyrion’un savaştan sağ çıkma ihtimaline karşı onları öldürmek üzere görev alıyor. Ayrıca Theon ablası Asha’yı kurtarıyor lakin asıl savaşta Starkların yanında çarpışmak için kraliçesinin yanından ayrılmaya karar veriyor.

Jon ve Dany’nin romantik sahneleri arasında Dragon’un annesini kıskanarak Jon’a ölümcül bakışları göndermesi herkesi güldüren bir sahne oluyor. Lakin Bran Üç Gözlü Kuzgun olarak, Jon’un artık gerçek kimliğini öğrenmesinin zamanının geldiğine karar verince, babası ve kardeşinin ölümünü onları öldüren kişinin ağzından yeni öğrenmiş Sam’a bu işi yıkıyor. Ve Sam büyük bir soğukkanlılıkla Jon’a aslında Yedi Krallığın gerçek kralı olduğunu açıklıyor. Jon biraz kem küm ederek “Ama kraliçemiz Daenerys…” gibi bir cümle kurarak aslında ne kadar da Ned Stark’ın oğlu olduğunu yüzümüze çarpıyor. Ölümüne sadakat, gerçekten.

İçinde Edd ve Tormund’un bulunduğu bir haberci grup ile Akgezenlerin Sur’dan beri oldukça ilerlediklerini ve artık Yedi Krallığın geri kalanı ile aralarındaki tek savunmanın Kışyarı kaldığını öğreniyoruz.

Son sahnede ise yüzü görünmeyen bir adam atından Kışyarının bahçesinde atından iniyor ve hepimizi aslında tüm olayların başladığı yere geri döndüren o dejavu hissini yaşıyoruz. Jaime ve Bran. Ya da Jaime ve Üç Gözlü Kuzgun. Çünkü Bran artık bir kuleden fırlatıldığını umursayacak durumda gibi değil. Jaime’ye bakarken, yüzünde o her şeyi bilen ve evrenin sırrını çözmenin tuhaf huzurunu görüyoruz. Kısaca… Tuhaf.

Fikrimce seyirciye istediği sahneleri veren ve Game of Thrones şöhretine yakışmayacak bir komedinin bulunduğu bölümdü. Gerçekten önemli sahneler sadece kısaca gösterilmiş ve yanlış diyaloglar ile desteklenmişti. Karakterlerin buluşmaları güzel ve heyecanlı olsa da, kısa zamanda bizi salya sümük ağlatan ve neredeyse 2 sene boyunca takvimden şafak saydıran dizimizi bekliyoruz.

Post a Comment